the secret of happiness is to count your blessings while others are adding up their troubles -william penn

LONG FOR YOUR VOICE...


aşık oldum ben ünivesitedeyken. bir kadının karşılaşabileceği en güzel adama... kocaman kocaman gülebilen bir adam. öyle "erkeğim ben, erkek adam ağır olur" havalarına girip de fotoğraflarda kasım kasım kasılmaz hiç.... çok güler... çok güzel güler... güzel güzel gamzeleri var.. benim de gamzelerim var, beş tane hem de! -bak allahın işine! bin tane ömrüm olsa hepsini onunla geçirmek isterdim... bir tanesine de razıyım gerçi ama işte, olmayınca olmuyor... zamansızlık başımızın -en azından benim başımın- belası oldu. okuldayken öyle ters zamanlarda denk geldik ki ya da denk "gelemedik" birbirimize... benim erkek arkadaşım yoktu, onun sevgilisi vardı. sonra benim erkek arkadaşım oldu, o sevgilisinden ayrıldı. ben erkek arkadaşımdan ayrıldım, başkasına da yüz vermedim, bir umut, belki olur, diye....

olmadı.

onun başka sevgilileri oldu. bu da bana kapak oldu!

okul bitti. dört seneyi beyhude harcadık. zaten son sene pek birlikte takılmadık, mesafeler giderek büyüdü. önce okul bitti, koptuk; ardından başka şehre gitti. bir süre yaban ellerde takıldı, yapamadı, geri döndü başladığı yere. birinci sınıftayken çekilmiş bir fotoğrafımız vardı, okul bittikten sonra, onu göremediğim zamanlarda, iki seneden fazla o fotoğrafla avundum ben. sonra facebook icad oldu ve tekrar buluştuk -sevgili okur, hikayenin bu kısmından sonra, teknoloji tabanlı kül kedisi masalı misali görüştük, konuştuk, birbirimize aşık olduk, evlendik, aşkımızın meyvelerini büyütüyoruz şimdi tadında cümleleri beklemeyesin. yok öyle bir şey!! tam tersine hatta. mazoşizm tavan yaptı. kasabın vitrinindeki ciğere yalana yalana bakan sokak kedisi gibiyim. o bir camın ardında ve ona ulaşmanın yolu yok. adamın bütün hayatı gözlerimin önünde gelişiyor. sevgilisi var misal. doğum gününü kutladı geçenlerde. fotoğraflar çarşaf çarşaf facebook da, benim gözler dolu dolu. diyorum ki, o fotoğraflardaki ben olmalıydım sarmaş dolaş erkeğimin kollarında... o kadın ben olmalıydım... oofff ülleeenn oofffff....... geçen sene yazdığım doğumgünü mesajına cevap vermedi diye bu sene birşey yazmayacaktım ama tutamadım kendimi yine. lütfetmiş bu sefer cevap vermiş ama kardeşim diye hitap etmiş!

"kısmet değilmiş mutluluk, unutmaya çalışırım, bir sevenim olur elbet, sevmesemde alışırım"

facebook'a gelmişken laf, itiraf ediyorum, sevgili okur, tek fotoğrafa bakmaktan öyle yorulmuşum ki, facebookta bulur bulmaz onu yaptığım ilk iş fotoğraflarını çalmak oldu. bir klasör dolusu fotoğrafı var bilgisayarımda. dahası, fotolarını flashdiske attığım gibi soluğu fotoğrafçıda aldım ve fotoğraflarını bastırdım. hani olmaz ya -ah keşke olsa- günün birinde evlenirsek veya kader ağlarını örer de başkalarıyla evli barklı insanlar olarak aynı apartmanda felan yaşar da birbirimize gelip gidersek ve o benim küçük koleksiyonumu bir şekilde görürse, sıçtım demektir! hayatım biter benim be!!
biliyorum, biliyorum müstehak sana diyeceksin, bırak bu adamı zaten işine yaramaz diyeceksin; sil arkadaş listenden rahat edersin hiç olmazsa diyeceksin amma velakin platonik aşkın özü eziyet olduğundan, adam çok güzel olduğundan, yakışıklı anlamında değil -yakışıklı da şimdi, yiğidi öldür hakkını yeme!- ama kalbi çok güzel bir adam, ben de kendime eziyet etmeye bayıldığımdan yapacak birşey yok, katlanacağız sevgili okur, sen ve ben!

yalnız bir konu yanlış anlaşılmasın: şimdi ben bu adama, bu kadar zamandır aşığım ya, tamam fotoğraflarını çalmış olabilirim ama arabesk, bir elinde mendil salya sümük ağlarken, bana herşey seni hatırlatıyor (ama hatırlatıyor, hala bile yolda gördüğüm bazı adamları ona benzetip de dönüp bi daha bi daha bakıyorum adamların suratına. su katılmadık sapığın tekine denk geleceğim bir gün, hayatım kayacak!) diye şarkı çığıra çığıra dolanmıyorum ortalıklarda, ya da saplantılı tipler vardır ya, ne yapar eder adamın telefonunu bulur. ölüyorum lan senin için ve türevlerinde mesajlar atarlar. olmadı, kız arkadaşının telefonunu bulurlar. çık aramızdan, kaltak! sen hayatına girmeden önce mutlu bir ilişkimiz vardı bizim, evlenecektik, üç tane bebemiz olacaktı. her şeyi mahvettin, ben de seni mahvedicem kızım!! bittin sen!, türü kötü kadın hatta sapık kadın ayaklarında da değilim. yaşayıp gidiyorum ben her zamanki gibi. eğleniyorum, eğlencenin dibine vuruyorum yeri gelince. gülüyorum içten içten, yapmacık değil hiçbiri. ama, durup düşündüğümde, ya da onu hatırlatacak herhangi birşey gördüğümde, duyduğumda içimde bir yerler sızım sızım....kötü bir benzetme olacak belki ama kurşun yarası gibi... geriye kalan iz zaman zaman sızlar ya.. öyle işte, onun gibi.... inceden inceden acıyor yüreciğim... ve yeri geldiğinde de ağlıyorum onun için... ama gülümsüyorum hemen...

rüyamda görürüm onu... (bir süredir görmedim ama, hayra alamet değil bana sorarsan) ama her zaman değil öyle... hep en çok sıkıldığım anlarda, kimsenin, hiçbir şeyin beni avutamadığı zamanlarda bir gece rüyama giriverir. hatırlamam rüyayı çoğunlukla ama onu hatırlarım sadece ve o geceden önceki günlerde canımı sıkan şey ne olursa olsun gülümseyerek uyanırım. dahası, sen neye yorarsın okur bilmem ama ben aşkın gücü diyorum, o gün iyi bir şeyler olur mutlaka. ya canımı sıkan sorunlara çözüm bulurum ya da onu gördüm diye mutlu olurum sırf ve ben mutlu olduğum için herşey daha güzel olur...

nereden çıktı bu yazı, lafı nie uzattın böyle dersen sevgili okur, bir video koymuş facebook'a, onu izledim bugün. kendisi görünmüyor ama sesi çok net duyuluyordu. sesini duyunca fark ettim ne kadar özlediğimi... anladım ki, fotoğraflar hikaye aslında. ses varsa canlılık vardır, hayat vardır. ölenler, geride bıraktıkları sesleri kadar canlıdır, yanımızdadır... ya da uzaktakiler... ya da yakında olup da asla göremeyeceklerimiz... sesleri varsa eğer, bizden ayrılmazlar hiç... farkettim ki dört sene olmuş sesini duymayalı (ve bizim leyla salya sümük ağlar..). dört senedir uzak benden ve ben eksiğim onun sesi olmadan...

özledim çok....

herşeyi anlatırım sözcüklerle ama sığdıramadım özlemi kelimelere... beni anlaman için, onun sesini duyman gerekir; onun sesinde kendi sevdiklerinin, özlediklerinin sesini duyman gerekir. ancak o zaman, boğazıma oturan bu düğümü sen de hissedersin... senin de yüreğin benimki gibi yalım yalım yanar...

ben ilk defa bu adama şiirler armağan ettim, haberi bile olmadı...

yaşayamadığım bir şeysin sen, elimden tutup sokağa çıkamadığım
kış günü bir avuç kar süremediğim yüzüne
otlar ve çiy damlalarıyla sevişemediğim
kımıldatmayan bir bakış, bir söz
tam söylenecekken açıp kapıyı
karanlık ağzımı ışıklandıran, yakan fotoğrafları
gümüş laledan masamda, birden leylak...
dirhemleyen sevincimi ışıktan tartacında
can alıp veren, su verip gönül yağmalayan
kurnaz bakkal, hırkama göz diken

yaşayamadığım bir şeysin sen, kokular dağıtıp
kendine yeni adlar yakıştıran
beynimde cıva damlacığı, şehvetin sinir telleriyle
dokuyan kazaklarımı, göz çukurlarımı aşkın
tılsımlı gövdesiyle ovan
yastıkta bir yumak saç
boynu kırılıp ölmüş güvercin, dokunamadığım
şeylersin sen, bitiremediğim...

barış pirhasan

ve mevsimin ilk yağmuru, suya hasret topraklara can olur....


pic : deviantart


3 yorum:

beyazmavi dedi ki...

işin büyüsü sihri tılsımı (eş anlamlı gibiler) ulaşamamakta; insan uzaklıklarda hasretle erirken daha bi bağlanıyor, daha bi üyütüyor, dhaa bi özlüyor; evet içi dışı özü güzeldir kuşkusuz abimizin, elbet görsem -anlattığından anladığım- benim bilem kanım ısınır; bazı insanların bu hoş'luklarına -erkek kadın fark etmez- maşallah diyorum nazardan korkarak....

hani şarkısı vardı, aşkın gibi olmasada kardeş gibi sev; müzeyyen senar?..

blogdaki bu yazının şiirine konsantre olamadım; şu daha yakışır geldi:

http://siir.gen.tr/siir/a/ahmet_erhan/gulsiir.htm

mutlu kalınsın

zahir ve mavi dedi ki...

ama isterdim ki o hep beni "aşkla" sevsin... olmadı... bunda olmazsa başka bir hayatta birbirimizi buluruz.. aslında gitse benden, kaybolsa,, ben de rahat nefes alsam..

okudum gülşiiri.. güzel.. ama yaşanmış bir aşk onunkisi.. benimki "yaşayamadaığım birşey".. şairin dediği gibi .....

beyazmavi dedi ki...

gülşiiri ilk 5-10 okudugumda akıcıydı, sonraki okumlaarımda bana uzun geldi.yaşanamayan birşey çok şeye, hayale gebe;yaşandığında ise biter tükenir ; o nedenle o yaşanmamışlığı sadece güzellik olarak almalı, ruhu sıkıyorsa bir yanı yaşanmayan şeyin boşvermeli..kolay mı, ruh haline göre değişir yanıt

 

Follow Me

Contact

Ad

E-posta *

Mesaj *

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı