29 Nisan 2012

SIRA SPORDA!

*aynı hafta içinde gittiğim 3 iş görüşmesinde 0 çektim. bunlardan birinde, görüştüğüm ik yetkilisi hakkımdaki kararının olumlu olduğunu ve önümüzdeki hafta beni big boss la görüştürmek için arayacaklarını söyledi. bunun üzerinden tam 3 hafta geçti, hala ses yok.

*mülakat teknikleri seminerine gitmeye karar verdim.

*havaların ısınmasıyla birlikte "yeni başlangıçlar yapma düğmesi" de aktif hale geldi. netsis kursuna yazıldım. kötü tarafı, cumartesi öğleden sonra oluşu. bütün kış cumartesi tatillerini bekledim. şimdi hepsini, izmir'in yaz sıcağında ders dinleyerek geçireceğim. her ne kadar geleceğe yatırım yapıyor olsam da, yazın da kurs çekilmez be! bir şeytanlık, bir oyunbazlık düşüneceğiz elbet.

*bu yaz okunacak kitaplar listesi hazır: sabahattin ali-kuyucaklı yusuf, içimizdeki şeytan, kürk mantolu madonna (yapı kredi kültür yayınları tarafından hazırlanan delta serisinden aldım. üç roman bir arada, görüntüsü de çok şık. kitapyurdu indirimlerinden yararlanmanızı öneririm); jane austen-emma, mansfield park; vampir furyasına özenerek aldığım bir gece evi serisinin son kitabı uyanmış.

*yarı profesyonel bir fotoğraf makinesi alıp fotoğrafçılıkla ilgili temel bilgileri edinmek üzere bir kursa daha yazılacaktım ama hem netsis kursu hem big boss a duyulan güvensizlik nedeniyle ertelemeye karar verdim. bakalım, belki yaz sonu...

*kilo vermenin faydaları: kapıda "ellerimde çiçekler kuyruğu" oluştu. erkek arkadaşım var :D (gibi). bunu da yazacağım

*spora başladım. uzun bir süredir kilomda çok ciddi bir hareket olmadı. üç aşağı beş yukarı idare ediyoruz. bu nedenle artık yeter dedim ve cumartesi gidip ilk etapta ihtiyaç duyduğum spor malzemelerini aldım. bu sabah ilk koşuma çıktım. 20 gidiş 20 dönüş toplam 40 dakika koşarım diye düşünmüştüm ama 3,5 senedir penceresiz bir odada oturmak beni o kadar kötü etkilemiş ki, sadece gidişte 20 dakikayı zor tamamladım. süre dolduğunda ise ayaklarım sanki felç olmuş gibiydi. 3 kere dalağım şişti ama durmadım. nefesimi ve tempomu ayarlayarak kötüleşmesini engelledim. şu an için, uzun süre oturduktan sonra yürümekte zorlanıyorum :D sabah ne halde uyanacağım, allah bilir. ama inanılmaz bir mutluluktu. sabahın yedisinde sahilde o kadar çok insanı görmek beni çok şaşırttı açıkçası. o saatte denizin nasıl güzel, havanın nasıl huzurlu olduğunu anlatamam. haftaya pazar sabah yedide yine yalıdayım. beklerim :D

*kilo vermek iyi bir şeymiş de keseye acayip zarar. yediklerime dikkat etmeye geçen sene nisan ayında başlamıştım. dolayısıyla yaz aylarında hala 70 kg ın üzerindeydim ve alışveriş yapmak işkenceydi. en son, rejime girmeye karar vermeden bir hafta önce alışveriş yapmıştım. aldığım tişörtlerin hepsi xxl idi. 2012 nisan itibariyle m bedene düşmüş biri olarak (:D:D) dolabımda hiç ama hiç yazlık giysimin -üzerime olan- kalmamış olmasının şokunu yaşıyorum. diğer bir deyişle: bu yaz tüm maaş mağazalara! not: tişörtlerimin içine ben ve karbon kopim, aynı anda rahatlıkla sığabiliyoruz :D

*eski dergilerimi atmadan önce, beğendiğim yazıları bloga almaya karar verdim. yazın ciddi şeyler konuşmayalım :D

18 Şubat 2012

DELIRIUM vol. 1

*şu kısmet dedikleri şeyin ne zaman dönüp dolaşıp ensene tokadı yapıştıracağı belli olmuyor. geçen haftadan beri nefesini ensemde, yarattığı paniği midemde hissedebiliyorum.

*"uygunluk" kavramı üzerine kafa patlatıyorum iki gündür. kapsamı ne olmalı? ne dereceye kadar "uygun" olmalı. aslında uzaktan bakınca pek de uygun görünmüyor. ama detaylı bir analiz yapabilmek için yeterli veriye sahip değilim. "pure logic" anlayışına sığındığıma göre paniğin zirve noktasındayım demektir.

*ihtiyacım olan bilgileri toplamam gerek. bunun için de sahaya çıkmalıyım. onun yerine popomun üstünde oturmak ve ders çalışmak istiyorum.

*iş konusunda yardıma ihtiyacım var. sesimi yukarılara duyurmalıyım. ama önce şu alarm zillerini susturmalı ve deliksiz bir uyku çekmeliyim.

*"uygunluk"... içimdeki ses kötümser cümleler kurup duruyor. ne kadar haklı olduğunu göreceğiz.

*pantolonu hatırla. o güzel pantolonu... üzerinde nasıl güzel durduğunu hatırla.

*pazar günü evde oturma günüdür. evde mi otursak dışarı mı çıksak sorunsalı musallat oldu şimdi de!

*neden defter günlüğüm böyle durumlarda aklıma geliyor?

*etrafımda çok fazla ses var ve giderek çoğalıyor. kulağımın içindeki şu müziğe bile tahammül edemediğim zamanlar oluyor. sessizliğe ve yalnızlığa -ve yeni bir işe- ihtiyacım var.

*içimdeki endişe ve panikle başa çıkamadığım zamanlarda kalp atışlarımı durdurmak istiyorum. sessizliğe sahip olmanın tek yolu buymuş gibi geliyor.

*kendim için kaygılanıyorum.
*ailem için kaygılanıyorum.
*ülkem ve özgürlüğüm için kaygılanıyorum.
*özgür isminden nefret ediyorum.

*çıkarımlar:
yeni bir iş bulmalıyım.
yaratmalıyım: şaheser veya kaos. daha çok kaos yaratmaya eğilimliyim bu aralar.
yazmalıyım. yaratıp yazmalı, yazıp yaratmalıyım.
şu endişeye bir çare bulmalıyım.
uyumalıyım.

05 Ocak 2012

DİYETİSTAN KİLO VERMEK İSTEYENE İPUÇLARI Grand Finale

geldik kilo verme tüyoları yazIsının son bölümüne. buraya kadar tahammül ettiniz, sabredin az kaldı :D birazcık beylik cümleler kuracağım bu yazıda, hoş gör ey okur!

  • öncelikle kilo vermenin, yediklerinize dikkat etmenin ilk ve en önemli şartlarından birisini atlamayalım: bol su için. yeşil çaydan, bitki çaylarından vazgeçmeyin. hem vücudunuzun direncini arttırır hem kilo vermenizi kolaylaştırır.
bol bol meyve tüketin. -benim yapmayı en fazla ihmal ettiğim şey. siz yapmayı unutmayın.
  • çalışanlar için, dışarıdan yemek söylemektense evde kendi pişirdiğiniz, nasıl piştiğini ve içinde ne olduğunu bildiğiniz yemekleri yiyin. sipariş verdiğiniz yere ne kadar güvenirseniz güvenin nasıl piştiğini bilemezsiniz. imkanınız oldukça kendi yaptığınız yemekleri getirin. ve evet, ben de dışarıdan yemek söylüyorum. ama bulduğum her fırsatta anneciğimin güzel ellerinden çıkan mis gibi yemekleri kaplara doldurup doldurup ofise taşıyorum.
  • gelelim spor konusuna. ben tembelim. saklamanın yararı yok. popişimi yerinden kaldırmak kadar zor birşey yok benim için. spor salonlarında bir aletten öbürüne koştururlarsa beni kan çıkar. ama deyin ki new york'a kadar koş, koşarım. sakin sporları seviyorum ben. çoğunlukla tek başıma yapabileceklerimi -onu da yapıyor muyum, peki? tabii ki hayır. bu farkı, o nefret ettiğim "cumartesi'yi ofise göm" günlerinden dönerken otobüse binmek yerine, evim ile metro arasındaki yaklaşık bir saatlik yolu yürüyerek veya akşam normal insanlar gibi uygar bir saatte ofisten çıkabildiysem dört durak önce inip yine yürüyerek kapatmaya çalışıyorum. yeterli mi, değil. bu kadar kiloyu spor yapmadan verirseniz, etiniz ne kadar sıkı olursa olsun (evet, böyle bir şey var) bazı yan etkilerle yüzleşmek zorunda kalırsınız. o yüzden benim yaptığımı yapmayın, spor yapın.
not: yaz gelsin. cumartesi işkencesi üç aylığına da olsa sona ersin. deniz kenarında koşuya gideceğim. (umuyorum) o zamana kadar düzensiz yaptığım sporcuk faaliyetleriyle yetinmek zorunda kalacağım.
  • şekeri ve tuzu hayatınızdan çıkarın. yediğiniz yemeklerde yeteri kadar tuz ve şeker var zaten. fazlasını almaya, inanın, ihtiyacınız yok. 14 yaşımdan beri kahvemi şekersiz içerim. yaklaşık iki senedir de yemeklerimi yerken tuz atmamayı başarabiliyorum (çok nadir de olsa arada kullanıyorum. bazı yemekler o kadar yavan geliyor ki!). yemek hazırlanırken içine atılan tuz ile yetinmeyi öğrenin.
  • soda için. mineral ihtiyacınızı karşılarsınız.
  • tekrar ediyorum: diğer insanlardan farklısınız. başkaları üzerinde etkili olan kilo verme ve kiloyu koruma yöntemleri siz de işe yaramayabilir. yaşam tarzınıza, alışkanlıklarınıza ve kişiliğinize en uygun yöntemi siz belirlemek zorundasınız. bunun için diyetisyenlerden ve psikologlardan yardım almaktan çekinmeyin.
  • başarmak istediğiNiz her şeyde olduğu gibi kilo vermenin temelinde de zihninizin genel durumu yatar. tecrübeyle sabittir ki, kilo vermenin neredeyse tamamı psikolojik bir süreçtir. beyninizi ve kalbinizi ne kadar iyi hazırlarsanız istediğiniz kiloya inmek ve bunu korumak o kadar kolay olur.
  • kilo vermek için zihninizi beslemelisiniz. öğrenin. vücudunuzun nasıl çalıştığını öğrenin. bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı! ama dikkat: sağlığınızı tehlikeye atabilecek şeyleri uygulamaktan kaçının. aklınızın kabul etmediği hiçbir şeyi kabul etmeyin. araştırın, danışın.
  • ilham alın. benzer yollardan geçmiş insanların hikayelerini okuyun. ulaşabiliyorsanız, bu kişilerle temasa geçin. size inanan insanların olması, sizi ileriye doğru iten inanılmaz bir güçtür. bu insanların içinizi esinle dolduran serüvenlerine ortak olun.
  • unutmayın: sağlıklı olmak, zayıf olmaktan daha önemlidir. sağlığınızı tehlikeye atmayın. herhangi bir rahatsızlığınız yoksa birkaç kilo fazlalığın o kadar da büyük bir dert olmadığını hatırlayın.
  • olumlu düşünün. gülümseyin, gülümsetin.

haydi rast gele :D



18 Aralık 2011

DİYETİSTAN 36.HAFTA SONUCU VE KİLO VERMEK İSTEYENE İPUÇLARI vol. 2

kilo verme süreci ile ilgili fikirlerimi ve tecrübelerimi paylaştığım yazının beslenme düzeni ile ilgili olanı aşağıdadır. işine yarar umarım :D

  • ilk başta ve kesinlikle aklınızdan çıkarmayın: diğer insanlardan farklısınız. vücut yapınız, hormonal dengeniz, eğitiminiz, yetişme şekliniz, gelir durumunuz, sosyal çevreniz, yaşam tarzınız,günlük rutininiz, alışkanlıklarınız ve nihayetinde kişiliğiniz başka insanlarınkine benzemiyor. bu nedenle, başkaları üzerinde işe yarayan yöntemler, sizde beklenen sonucu vermeyebilir. kendi düzeninize, yaşam tarzınıza ve alışkanlıklarınıza en uygun beslenme şeklini siz belirlemelisiniz.

  • aşırı kiloluysanız, sağlık sorunlarınız varsa veya yönlendirmeye ihtiyaç duyuyorsanız diyetisyene gidin ya da doktorunuza danışın. ben gitmedim. çünkü hayatımdan çıkardığım besinlerin ya da bu beslenme şeklinin zaten bana bir faydası yoktu. yemekten kısmadan, her türlü besini -faydalı olanlarını- tüketme yolunu tercih ettiğim için diyetisyene gitmeye gerek duymadım. psikolojik süreci daha kısa zamanda atlatmak isterseniz psikoloğa da gidebilirsiniz. ama unutmayın, SİZ KARAR VERMEDİKÇE bir başkasının yardımı işe yaramaz.
  • diyet yapmayın. ben yapmadım. her sabah yediğim zeytinleri sayamam, gram hesabıyla yemek yiyemem. durmadan otla çöple, tatsız, tuzsuz yiyeceklerle beslenemem. çünkü yemek yemeği seviyorum ve beni bağlayan ya da kısıtlayan şeylerden hoşlanmıyorum (işimi neden sevmediğimi anlamak hiç zor olmasa gerek!). diğer taraftan, mantıklı düşünelim. bizim amacımız sadece kilo vermek değil ki. ulaştığımız ideal kiloyu korumayı, tekrar kilo almamayı da hedefliyoruz. bu nedenle, diyet yapmak yerine beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz (işleri zor ama kalıcı yoldan halledeceğiz). derseniz ki, ben elimdeki diyet listesini ömrümün sonuna kadar uygulayabilirim; dolap beygiri gibi döner dolaşır hiç sıkılmadan aynı şeyleri yer, zeytinlerimi sayarım, peynirimi kibrit kutularına koyup dolapta saklarım diyorsanız, amenna! ama gerek yok... bence yok. çünkü...
  • diyet yaptığınızda, hedef kiloya ulaştıktan sonra o diyet listesini çöpe atarsınız -ya da daha kötüsü, tekrar kilo alma ihtimaline karşı kolaylıkla ulaşılabilecek bir yere saklarsınız. eski yeme düzenine döndüğünüz için de verdiğiniz kiloları geri alırsınız. ömür boyu uygulayamayacağınız bir beslenme düzenini kesinlikle benimsemeyin. saçma sapan diyet listeleriyle uğraşmak yerine, beslenme alışkanlıklarınızı akılcı bir biçimde yeniden düzenlerseniz, istediğiniz kiloya inmek ve kilonuzu korumak çok daha kolay olur.
  • diyet listeleri ile uğraşmanın diğer bir eksi yönü de, listenin dışında kalan şeyleri yediğimiz zaman içimize dolan pişmanlık ve suçluluk duygusu. olumsuz duygularla kim ne başarmış ki kilo vermek mümkün olsun? tanıdık geliyor mu şu cümleler? "allah kahretsin, yine irademe hakim olamadım, nasıl bir insanım ben, bu kadar mı beceriksizim, diyeti bozdum, battı balık yan gider sar oğlum oradan bir adana, çift pide olsun". olumsuz ifadeler ve düşünceler sizi elde etmek istediklerinize ulaşmaktan alıkoyar. evet, belirli bir rakamda sıkışıp kaldığınızda kızacaksınız, yemeği fazla kaçırdığınızda sinirleneceksiniz. ama bunun için kendinizi aşağılamanın size yararı değil zararı olur. beslenme alışkanlıklarını düzenleme yöntemiyle, zaten diyet yapmadığınız için, ipin ucunu kaçırdığınızda, yeni düzeni tekrar tutturmak daha kolay olacaktır.
  • kilo vermeye odaklanmışken düşünceleriniz olumlu olmalı, o anki olumsuz durumu lehinize çevirmenin veya zararı en aza indirmenin bir yolunu bulmalısınız. örneğin, biraz fazla kaçırmışsanız veya abur cubur yemişseniz, sonraki 5 gün (süre size kalmış) daha az yiyin, daha fazla sebze meyve ağırlıklı beslenin ve daha fazla hareket edin. dengelemek önemli.
  • sabahları imparator gibi, öğlenleri derebeyi gibi akşamları ise evsizler gibi yiyin (bu söz tam olarak böyle olmayabilir). bütün alışkanlıklarınızı buna göre düzenlerseniz, çok fazla uğraşmadan kilo verdiğinizi göreceksiniz. sadece akşam yediklerinizi değiştirmek ve abur cuburu kesmek bile çok fark edecektir.
  • kahvaltıyı kesinlikle atlamayın. çünkü, vücudunuz uzun bir süre gıdasız kaldığı için gün boyu kullanacağı enerjinin en önemli kısmını kahvaltıda alır. bu yüzden kahvaltınızı mutlaka yapın. ama abartmayın. bir ekmeğin yarısına çokokrem, yarısına bal, üzerine pekmez sürüp 5 tane yumurtayı, tere yağında kızarmış bir kangal sucuğun üzerine kırıp da yemeğe kalkmayın. MANTIKLI yiyin. size KALİTELİ enerji sağlayacak besinleri tercih edin. o gün kahvaltı da bal yediyseniz, yanında pekmez de yemeyin. AKLINIZI kullanın sadece. hayatınızda çok şeyin değiştiğini fark edeceksiniz.
  • az ve sık yiyin. vücudu uzun süre aç bırakarak "depo yapma" programını aktif hale geçiriyorsunuz. vücudunuz kıtlık ya da kış uykusu (:D) durumuna geçiyor ve uzun süren açlık durumunda kullanılmak üzere yağ depolamaya başlıyor. az ve sık yemek ise bu durumun önüne geçilmesini, sisteminize az miktarda da olsa sürekli enerji takviyesi yapıldığı için yağ birikiminin engellenmesini sağlıyor.
  • kendinize yasak koymayın. yasağın çekiciliği diye bir şey duymadınız mı hiç? ben şimdiye kadar ki başarısız zayıflama girişimlerinde, kendime bir şeyleri hep yasakladım ve her seferinde de gidip tam da o yasakladığım şeyleri yedim. bu sefer kendime hiçbir şeyi yasaklamamaya, canım ne zaman neyi çekerse onu yemeye karar verdim. markete her gidişinde çikolata raflarının önünde en az yarım saat harcayan ben, nisan ayından beri ağzıma çikolata koymadım (bu ay yedim ama bitter!). yasak olmadığı için, istediğim zaman ulaşabileceğimi bildiğim için, çikolatalara yumulmak inanın, hiç içimden gelmedi. ama, yazın haftada en az iki kere magnumumu yedim. canım çekti! dondurma yedim ama o gün 4 durak önce indim (hususi 4 durak önce indiren otobüse bindim), sonraki bir kaç gün öğle yemeklerinde makarna pilav yemedim de çorba içtim, salata yedim veya evden sebze yemeği getirdim. önemli olan aldığınız kaloriden fazlasını harcamak, harcayamayacağınızı almamak.
  • öğlen yemeklerinde de aşırıya kaçmamak ve öğünleri bölmek kaydıyla her şeyi -sağlığınıza faydalı olanları- yiyebilirsiniz. makarna ve pilavdan asla vazgeçmem. öğlen yemeklerinde soslu makarnamı yiyorum ama gelen tabağın sadece yarısını. diğer yarısını ise acıktığımda yemek üzere kaldırıyorum.
  • akşam yemeğini mümkün olduğunca hafif geçirin. hatta mümkünse akşam sekizden sonra yemeyin. eğer işten geç döndüyseniz ve çok acıkmışsanız bir tane haşlanmış yumurta yiyin, (şunu ayırt edin lütfen: bir tane yumurtayla bütün bir günü geçirmenizi söylemiyorum. günün, enerjiye en az ihtiyacınız olduğu bir saatinde haşlanmış yumurta sizi hem tok tutacak hem de harcaması imkansız olan gereksiz kalori alımından uzak tutacaktır.) veya ince bir dilim ekmekle küçük bir dilim peynir yiyin. ben akşamları, müsli yemeği tercih ediyorum. müsliyi sütle beraber yiyemiyorsanız içine iki tane pötibör veya burçak bisküvi atmayı deneyin. inanılmaz lezzetli (fakir avuntusu değil, cidden lezzetli) sebze yemeği veya çorba varsa, açlığınızı susturacak kadar -midenizi tıka basa doldurmayın sakın- yiyin. akşam çok sevdiğiniz bir yemek varsa, 1-2 kaşık tadımlık alın, kalanını bir kaba koyup işyerine götürün ve öğle yemeğinde doya doya yiyin.
  • küçük tabaklar ve kaseler tercih edin. gözünüz doymaz da bir tabak daha alırsanız, normal tabakla yediğinizden de daha az yemiş olursunuz ama psikolojik olarak iki tabak yemiş olmanın bilgisi sizi rahatlatır, daha fazla yemenize engel olur.
  • acıkmadan kesinlikle yemeyin. diğer bir deyişle, abur cuburdan uzak durun. illa yemek zorundaysanız, meyve yiyin, abartmadan. hem sağlıklı hem düşük kalorili.
  • kendinize bir kontrol odağı bulun. aşırıya kaçtığınızda sizi frenleyecek, yolunuza geri döndürecek bir "şey" olsun. bu, bir arkadaş olabilir. çok beğendiğiniz bir elbisenin bir küçük beden örneği olabilir (satın alın ve gözünüzün önüne asın ama dikkat! bu da gelip geçici bir odak noktası. o elbiseye uygun bedene geldiğinizde eğer hala fazlalığınız varsa başka bir odak daha bulmanız gerekecektir). kontrol odağı sizi çizginizde devam etmeye zorlar. benim odağım TARTI. kocaman bir tekno-marketten özene bezene aldığım gök mavisi tartı. duymuşsunuzdur, çok fazla tartılmayın derler. haftada ya da ayda bir çıkın tartıya diye önerirler. haklı olabilirler. ama ben gösterdiğim çabanın somut kanıtı sürekli elimin altında olsun istedim ve gittim kendime tartı aldım. çok da iyi yapmışım! kilo vermenin durakladığı dönemlerde canım sıkılsa da kendimi kontrol etmemi, abarttığım dönemlerin ardından tekrar akıllı yemeğe yöneltmemi sağladı.  

28 Kasım 2011

DİYETİSTAN 33. HAFTA SONUCU VE KİLO VERMEK İSTEYENE İPUÇLARI Vol. 1

yandaki resimden de anlaşılacağı üzere, artık şişman sınıfına dahil değilim. görüntü itibariyle de kilomu çok göstermediğim için çevremdeki insanlar en fazla 65 kilo olduğumu söyleyip beni çok ama çok mutlu ediyorlar. yediklerime dikkat etmeye başladığımda 82 kg idim. ama öncesinde, aralık 2010 'da 86 rakamının biraz üzerini tecrübe etmişliğim var. düşünürsek, hemen hemen 1 senede tam 18 kilo verdim. aslında aralık 2011 sonuna kadar şu 2 kg lık fazlalığı da verip 1 senede 20 kg ye tamamlamayı istiyordum. ancak, kilo veren herkesin başına geldiği gibi, yaklaşık 2 aydır bu kiloda sabitlenmiş durumdayım. gördüğüm en iyi rakam 67.9. biraz daha kilo verebileceğimi biliyorum. ne yalan söyleyeyim, can sıkıcı bir durum.

gelelim bu yazının esas amacına: rakam ve süre itibariyle, kilo verme konusunda epey tecrübe biriktirmiş bulunuyorum. benim durumumda olanlara fikir vermesi için bu konuda yazabileceğimi düşündüm. amacım nasihat vermek değil; sadece tecrübelerimi paylaşmak. birine bir faydam dokunursa ne mutlu bana. haydi buyurun mavi'nin sofrasına :D
  • kilo verme sürecinde sıklıkla kurulur şu cümle: ah, irademe hakim olabilsem! bana sorarsanız, kilo veren ve bunun kalıcı olmasını sağlayan kişiler ile kilo veremeyen veya verdikleri kiloları geri alanlar arasındaki farkı yaratan şey ZİHİN'dir. psikolojik olarak kilo vermeye ve İDEAL KİLOYU KORUMAYA hazır olmak gerekiyor. diğer bir deyişle "olayı kafada bitirmek" gerekli. kişisel serüvenimden elde ettiğim tecrübeyle "psikolojik olarak hazır olmak", bugünden yarına başarılacak bir şey değil. mümkün olmadığını söylemiyorum, ama çok zor. kilo vermeye karar vermeden önceki bir yıl boyunca yaşadığım sıkıntının bir kısmına siz de buradan tanık oldunuz. burada yazılanlardan çok daha fazlası var aslında. güneşin doğmasının ya da nefes almanın hiçbir anlamının olmadığı sabahlara uyandım ben. kendimi lanetledim, aşağıladım, hırpaladım, içimdeki çukurları kendi tırnaklarımla kazarak her gün kendi çamuruma biraz daha battım; başkalarının da bana aynı şekilde davranmasına izin verdim. yaklaşık bir yıl boyunca yaşadığımı hiç fark etmeden...
sonra o meşhur aydınlanma anlarından birini yaşadım ve kendime dışarıdan baktım. bir güç beni bedenimden çıkarmış ve kendimi film izler gibi uzaktan izlememi sağlamıştı. kendi kendimi nasıl mahvettiğimi gördüm. fark ettim ki, ben birşeyleri kontrol etmeye, değiştirmeye başlamazsam, hayatım ellerimin arasından hiç yaşanmadan kayıp gidecek. müdahale edebileceğim ilk ve en kolay şeyin ise kilom olduğunu gördüm. "kolay", çünkü tartıya çıktığımda göreceğim rakamı seçme özgürlüğüne sahibim. işimi değiştiremem (şimdilik), patronun kişiliğini, kronik züğürt oluşumu, ailemin durumunu ya da aşksız bir ahmak oluşumu (ki her birinin sırası gelecek).... ama kilomu değiştirebilirim.

düşünceler yanında, kilo vermeye yüklediğiniz duygulanımın şiddeti ve anlamı önemli. benim için kilo vermek, öncelikle yaşamaya devam edebilmek demekti. kilo verebilirsem, yaşadığım bütün şansızlıkların biteceğine, başıma güzel şeylerin geleceğine inandırdım kendimi. diğer bir deyişle, kilo veremeseydim eğer hayatımın sonuna gelmiştim.

bu kadar dibe vurmadan önleminizi almanızı önereceğim ama dibe vurmazsak yüzeye çıkmak için neden uğraşalım, değil mi?
  • ikinci önemli konu: YAKLAŞIM. başarılı olmanızı sağlayacak diğer bir faktör, bakış açınızdır. "kuzenimin düğününe kadar şu 3 kilo vereyim de..." veya "yaz geliyor, bikinimin içine girebilmem için 5 kilo vermem lazım" gibi cümleler de sık sık duyduğumuz yakınmalardan. dikkat ettiniz mi bilmem, ama bu ve benzeri cümleler kilo vermeyi, belirli bir süre sonunda sona erecek, bu süre sonunda hayatınızda hiçbir önemi kalmayacak bir şarta bağlar. kuzeninizin düğününe kadar 3 kilo fazlalığı verip o beğendiğiniz elbisenin içine girebilirsiniz. ya sonra? işte, farkı yaratan diğer kilit nokta "sonrası". süresi belirli bir olaya kendinizi bağlarsanız, o olay geçip gittikten sonra verdiğiniz kiloları bir güzel geri alırsınız. şimdi diyeceksiniz ki, bütün uzmanlar kendinize süre şartı koyun diyor, sen yapmayın diyorsun. biz ne yapacağız? süre şartı koyun. ama bunu GELİP GEÇİCİ bir olaya bağlamayın. daha yüce amaçlarınız olsun. (ben 1 senede 24 kg hedefledim. bunun 14 ünü 8 ayda verdim. 10 kg daha var ama bu şartlarda süreyi uzatabilirim.)
benim yaklaşımım şu: bundan sonra böyle! demek istediğim; evet, 24 kg hedefledim ama amacım 24 kg verip sonra eskisi gibi yemeğe devam ederek verdiklerimi katlayarak geri almak değil. ideal kiloma ulaştıktan sonra bu düzende beslenmeye devam ederek, tekrar kilo almamayı hedefledim. diğer bir deyişle yaşam tarzımı ve beslenme alışkanlıklarımı değiştirdim.
  • psikolojik olarak kendinizi hazırladınız. bakış açınızı değiştirip kilo vermenin ve ideal kiloyu korumanın ömür boyu sürecek bir eylem olduğuna inandınız. şimdi fitili ateşleyecek doğru nedenleri bulmanız gerek. İTİCİ GÜÇ, diyorum ben bu nedenlere. sizi eyleme geçirecek ateşleyicileri belirlemelisiniz.
beni harekete geçiren üç temel nedenim vardı.
1. dizlerim çok feci bir şekilde ağrıyordu. bu durumun fazla kilodan kaynaklandığını biliyordum; bacaklarım, gövdemin ağırlığı altında ezilmiş ve beni merdiven çıkarken, otururken ya da yürürken yarı yolda bırakmaya başlamışlar, geceleri uykumdan uyandırıp ağrı ve acıyla yatakta saatlerce kıvranmama neden olmuşlardı. doktora gitmeye UTANDIM!. biliyordum çünkü, kilo vermem gerektiğini söylecekti. utanç duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini, insana neler yaptırabileceğini bilseniz şaşarsınız!.
2. arkadaşlarımdan bazıları doğum yaptı ve tahmin edebileceğiniz gibi en zayıfı bile belirli bir süre kilolu kaldı. düşündüm: 86 kiloyla çocuk doğursam (bu kiloyla beni biri alır mı, diye düşünmüyorum da çocuk doğurmayı düşünüyorum) en iyimser tahminle 10 kilo farketse, doğumdan sonra olurum 96 kg. "yuvarlak" hesap 100 kg! doğum sırasında yaşanabilecek sorunlardan, bebeğin, çeşitli hastalıkların riski altında olmasından, hiçbir doktorun 86 kg ile çocuk doğurmama izin vermeyeceğinden ve aşırı kilonun üreme yeteneğini azalttığından bahsetmiyorum bile.
3. hayatımda her şey boktandı. koşulların karşısında tahtadan yapılmış kukla gibiydim. iplerimi ne tarafa çekerlerse oraya gidiyor, ne söylerlerse onu yapıyordum. her şey benim kontrolüm dışındaydı. o gizemli aydınlanma anlarından; kafamıza saksı düşmüş gibi beynimizi zonklatan, "ben bunu neden daha önce akıl edemedim" diye kendimizi duvardan duvara çarptıran o aydınlanma ve pişmanlık anlarından birinde, hayatımda kontrol edebileceğim bir şeylerin olması gerektiğini düşündüm. kendimi güçlü hissetmemi sağlayacak bir şeyler yapmalıydım ve yapabileceğim en mantıklı ve acil işin kilomu kontrol etmek olacağına karar verdim.

PS.: DEVAMI GELECEK :D